FORUM ATMOSFER ANDROİD UYGULAMASI TAMAMEN YENİLENDİ. TIKLAYINIZ
Hava Modelleri, Diyagramlar ve Radar için tıklayınız

Konuyu Oyla:
  • Toplam: 1 Oy - Ortalama: 5
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Yağmur Altında Sabırla Bekleşilen Gaz Kuyrukları-III
YETMİŞLERİN SONBAHARLARINDA, YAĞMUR ALTINDA "GAZ KUYRUĞU"NDA BEKLERKEN AKLIMDA KALANLAR...

...Derken gün geldi, kömür bulunmamaya başladı. 1970’lerin ikinci yarısı... Kömür aslında vardı, lâkin karaborsaya düşmüştü ve parası olan dahi zorlukla tedarik edebilmekteydi. Yazın fiyatı nisbeten makul ve stokları yeterli olan kömür, sonbahar girdi mi nedense birden ortadan kaybolurdu. Odun biraz daha rahat bulunuyordu ama, onun fiyatı da el yakmaktaydı. Ancak, öyle ya da böyle bir şekilde ısınmak gerekmekteydi.

Halk bunun üzerine mecburen başka alternatifler arayışına girdi ve neyse ki "gaz sobaları" imdada yetişti. Bunlar, kömür sobalarına göre yakılması çok daha kolay, etrafı kirletmeyen, ısı kazancı olarak kömürlü sobalara yakın olan, yakıt tutarı ise kömürle orantılandığında az biraz daha yüksek olmasına rağmen, öyle ya da böyle bir şekilde makul fiyata kolayca bulunabilen sobalardı. Bele kadar yükselen silindirik gövdesinin arkasında, yarıboyunda, iki ayağı üzerinde yükselen, dikdörtgen sacdan mamul bir yakıt deposu mevcuttu. Sobanın ön cephesinde mikadan küçük bir penceresi olup, önce kenarındaki ayar vanasından bir miktar gaz ana gövdeye akıtılır, ardından da bu penceresi açılarak içine bir kibrit atılırdı, hepsi bu kadar... Yakıt anında alev alır, “gürr...gürrr...” sesler çıkararak yanmaya başlardı. Vanası çok açılırsa, sık aralıklarla sobanın arkasından “blobb...blobb..” diye sesler gelirdi. Hemen vana yarı ayarına indirilirdi. Bizimkinin markası; “Vezüv”dü. Kahverengi bir sobaydı ve orta holümüzün karşı duvarının dibinde, tam ortalanacak şekilde kuruluydu (Teyzemlerdekiyse "Şâkir Zümre" kömür sobasıydı).

resim
Bir döneme damgasını vuran gaz sobaları...

Bu sobaların tavan doğru yükselen borularına takılan enteresan bir de aparatları vardı: "Çamaşır asma telleri"... Dairesel kelepçesi, boruya çepeçevre sarılır ve iki ucundaki kilidinden sıkıca tutturulurdu. Kelepçenin üzerine raptedilen, oynar bağlara sahip beş adet telden oluşan bu pratik ev eşyası, soba borusuna paralel şekilde kapalı dururdu. Lâzım geldiklerinde bu tellerin bir ya da birkaçı aşağıdan yukarıya doğru doksan derece kaldırılarak boruyla normal yapacak yatay bir pozisyona getirilerek, altlarındaki minik yuvalarına oturtulurlardı ve üzerlerine küçük boyutta çamaşırlar, elbezleri, mendiller, çoraplar vs. asılırdı. Sobanın yaydığı ısıyla bunlar kısa sürede kururlardı.

İşi bitince bu tel tutacaklar yine aşağıya doğru indirilirdi, çünkü ev ahalisi yanlış bir hareketle bunlardan birinin gözümüze saplanacağından fevkalâde endişe ederdi. Ve bunların her indirilişlerinde de, o yıllarda bir geyik misali ağızlarda dolaşan; ayağı halıya takılıp da sobanın üzerine düşen bir kadının gözünü bu tellerden birinin çıkardığı, bizimkiler tarafından korkutmak ve dikkatli olunmasını sağlamak amacıyla fondan tekrar tekrar anlatılırdı hep, üşenmeden...

resim
Uçlarındaki sivriliği kamufle etmek için plastik aparatlar takılı çamaşır kurutma telleri...

Çamaşır asma tellerinin farklı renkleri vardı ve genellikle sobanın renginde seçilmesine özen gösterilirdi. Zaten Vezüvler kahverengi, gri, koyu yeşil ve siyah olmak üzre galiba dört farklı renkte üretilmekteydiler. Yakması çok daha rahat olan bu sobanın yakıtını tedarik etmek ise bu kadar kolay değildi ama maalesef. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi sene 70’lerin sonları. Yani memleketin kaos ortamında debelendiği, netâmeli yıllar... Herşey karaborsada; sanayağ, şeker, sigara, tüpgaz... Aklınıza ne gelirse. Haliyle gaz da tabi ki...

Bu enteresan yakıt, hiç akla gelmeyecek bir müessese grubundan; “bakkal”lardan alınırdı. Evet, o yıllarda bakkallarda gaz satılırdı. Hemen her mahalle bakkalının dükkânının bir köşesi gaz deposu olarak düzenlenmiş ve de buraya insan boyundan büyük sacdan bir depo oturtulmuştu. Deponun olabilen en alt kısmında da bir musluk, önünde de küçük hasır bir tabure ve iki adet maşrapayla birlikte büyükçe bir huni... (Tıpkı bizim gibi hava delilerinin taktığı cinsten Smile )

Ama bakkallarda gaz her zaman bulunmazdı. Dağıtımının olduğu günler ve saatler sınırlıydı. Çoğunlukla akşam karanlığı bastığı saatlerde bakkala gaz geldiği, önüne yanaşan Fuel-Oil tankerinin homurtusundan anlaşılır, herkes camlara üşüşür, gazın aktarılmaya başlandığı anlaşılınca da eline 6 litrelik bidonunu kapan bakkala doğru koşmaya başlardı. Bidonlar 6 litrelikti, çünkü bir müşteriye sadece 6 litre gaz verilirdi. Bakkalın önü kısa sürede ana-baba gününe döner, o iç titretici ıslak sonbahar akşamının soğuğu umursanmaz, upuzun bir kuyruk oluşurdu.

resim
Gaz kuyruklarında sabırla beklemek...

Yetmişli senelerde sonbaharlar soğuk ve yağışlı geçerdi. Şimdilerde olduğu gibi yaz geceleri misâli, kuru ve bunaltıcı havalar olmazdı. Her mevsim, kendi üzerine düşeni lâyıkıyla yerine getirirdi. Kuyrukta gaz sırası bekleyecek olan talihli seçimini ise hiç sevmezdik. Çünkü, sanayağ, şeker ve diğer kuyruklarda olduğu gibi, gaz kuyruğunda da öncelik nedense evin en küçüğüne düşerdi. Bu talihsiz piyangodan kaçmak için o gece çok fazla miktarda ödevinizin olduğu, muhakkak ertesi sabaha yetiştirilmesi gerektiği, evin bir başka ferdinin kuyruğa girmesi yönündeki umutsuz karşı çıkışlar ve surat asmalar, ebeveynler tarafından hiçbir şekilde kabul görmez, çaresiz, elinizde mavi renkli altı litrelik bidon, yola koyulurdunuz.

Ne kadar acele de etseniz de, önünüzde hatırı sayılır bir kalabalık birikmiş halde bulurdunuz bakkalın köşesini... Fargo marka kırmızı akaryakıt tankeri, “gar..gar...garr...” çalışır, işi bitince de simsiyah hortumlarını toplar ve bir diğer bakkala aktarma yapmak için oradan ayrılırdı. Kuyrukta bir hareketlenme olur, millet farkettirmeden iki-üç sıra olsun öne geçebilmenin çarelerini arardı. Bir an evvel eve dönme telâşesi ağır basardı, çünkü sürekli ve inceden yağan yağmur, saçlarınızdan süzülerek içinize akardı yavaş yavaş...

Herşey bir yana, akşam da siyah-beyaz televizyonda ya bir Türk filmi yayınlanacak, ya da Dallas’ın en önemli bölümlerinden biri seyredilecek olurdu. Gözler kol saatinde, montların veya ceketlerin yakaları biraz daha kaldırılır, balıkçı yaka kazakların yakaları dudakları örtecek şekilde yukarı çekilirdi. Böylece alıp verdiğiniz nefesiniz, kazağın içinde, vücudunuzdan yayılan ısıyla birleşerek bir devridâim yapardı. Ve nedense her kuyrukta tuvaletim gelirdi benim... Bırakıp eve gitseniz gidemezsiniz, bu şekilde beklemeye devam etseniz, bu sefer de istenmeyen şeyler olabilir. O yaştaki yeniyetme bir çocuk için çok zor bir karar anı... Ne olursa olsun kuyrukta beklenmesi gerektiği kendi kendine telkin edilerek, bu sıkıntının unutulup bertaraf edilmesine çalışılırdı.

resim
Kuyruk âdâbı...

Her kuyrukta ufak çaplı birkaç da kavga yaşanırdı. O yıllarda da mahallelerde çekişmeler, tartışmalar olurdu. Ama bunlar, günümüzdeki gibi saçsaça-başbaşa, ya da can yakacak şekilde değil; sadece münakaşa seviyesinde vukubulur, birkaç atışmadan sonra ortam duruluverirdi kendiliğinden...

O senelerde akaryakıt sıkıntı öyle had safhadaydı ki, şehirdeki bütün naylon eşya üreticilerinin bu işe kanalize olduklarını, farklı tip, boy ve renklerdeki bidonlardan anlardınız. Herkesin elindeki bidonu farklı renkte ve şekillerdeydi çünkü...

Bazen de bakkal elindeki bu geçici emsalsiz kudretin vermiş olduğu rahatlık ve sadizm duygusuyla nazlanır, gazın onbeş dakika sonra dağıtılmaya başlanacağını kendini beğenmiş bir ses tonuyla kuyruğa doğru dönerek lûtfeder bir tarzda seslenir, millet homurdanır, kızar ama fazla da ses edemezdi. Çünkü herkes, o geceki ve ertesi günkü ısınma malzemesinin tedarik edilebilme şansının, bakkalın iki dudağı arasında olduğunu bilirdi.

Böyle bir haince gecikme sözkonusu olduğunda, çoğunluk bidonlarını arka arkaya dizer ve bir süreliğine kuyruktan ayrılırdı. Hemen herkesin bidonu farklı olduğundan, karışma diye bir şey sözkonusu değildi. Validem, her ihtimale karşı mavi renkli plâstik bidonumuzun kulbunun üzerine bir de kırmızı renkli ambalaj ipliği sarmıştı. Hani, iki mavi renkli bidon arka arkaya gelirse, birbirlerine karışmasınlar diye... Ben yine de kuyruktan ayrılmazdım, aslanlar gibi bidonumu ve de sıramı müdafaa ederdim.

Kimi uyanıklar, önlerindeki sahipsiz bidonu alarak, yerine kendi bidonlarını koyarlar, onu da bir sıra geriye iterlerdi. Sahibi görmedikten sonra sorun değildi ama, gördüğü vakit de yeni bir ağız dalaşı vukubulurdu. Bilhassa, mantolarını giymek yerine omuzlarının üzerine alan, başını eğretiden bir dantelli yemeniyle bağlayan ve nedense muhakkak topuklu ayakkabılarının arkasına basarak dolaşan kimi ortayaşlı ve çıtak kadınlar, yellozluğun olabilen her safhasını icra ederler, birbirlerinin ağızlarını “caarrttt...” sesi eşliğinde yırtacaklarını karşılarındakine beyan ederler, sinirli sinirli yemenilerini söküp söküp yeniden bağlarlardı (Sıkıntılı anlarda insanın elini nereye koyacağını bilememesinin kadınlar arasındaki bir çözümüdür bu... Kızdıklarında sık sık başörtülerini çözüp tekrardan bağlarlar bizim Türk kadınları). Smile

Derken yavaş yavaş kaldırımın üzerinde ilerlemeye başlanır, yarım saat içinde kuyruk hızlı bir şekilde erirdi. Bakkal dükkânının içine girdiğinizde, içerisini kesif bir gaz kokusu kaplamış olurdu. Bakkalın çırağı sık sık sigara içenlerin sigaralarını söndürmelerini, yoksa hep beraber maazallah havaya uçabileceğimizi hatırlatırdı. Altı litre gaz uğruna cigaralar söndürülür ve dışarı atılırdı.

Bakkal, dükkânın dibinde yere çömelmiş, uzun süredir gaz kokusu solumaktan beti benzi sararmış ve hafif sarhoşvâri hareketlerle, sıradaki gaz bidonunu önündeki musluktan doldurmaya devam ederdi. Doldurma esnasında elindeki 1 ve 2 litrelik maşrapalara musluktan gazı aktarır, sonra da bunları bir huni marifetiyle bidonun ağzından içeriye bırakıverirdi. Neyse ki sıra size gelir, musluğun debisinde bir azalma olup olmadığı dikkatle kontrol edilirdi. Çünkü hiç ummadığınız anda sıra size geldiğinde gaz bitebilirdi de... İşte bu çok üzücü bir durumdu. O kadar beklediğinize mi yanasınız, yoksa eve boş bidonla döndüğünüzde validenizin; “Hazırlanıp da beş dakika evvel çıkamadın tembel teneke!... İşte kaldık böyle bu gece gazsız. Yok sana bu gece Türk filmi seyretmek, dooğru yatağa!” azarıyla gecenizin mahvolacağınıza mı üzülesiniz?!

Neyse ki musluktan gaz gürül gürül akmaya devam eder, altı litresi bidona dolar, çabucak çırağa parası ödenir, bakkalın kapısından dışarı çıkıldığında ise içi gazla dolu bidon, henüz kuyrukta beklemeye devam eden şanssızlar ordusuna göstere göstere hafiften yukarıya doğru kaldırılarak belli-belirsiz bir nispet yapılır ve hızlı adımlarla eve dönülürdü. Daire kapısından içeriye ise zafer kazanmış bir kumandan edâsıyla girilir, bidon mutfaktaki küçük balkonun dibinde, kendine ayrılmış ve altına gazete kâğıdı serilmiş köşesine özenle bırakılır ve 2 gece daha ısınılabilinecek olmanın verdiği huzur ve rahatlıkla eller yıkanır, televizyonun başına kurulunurdu. Vezüv’ün üzerine de koccca bir demlik oturtulur, dışarıda yağan yağmurun sesi ve sonbaharın o güçlü poyrazıyla sallanan ağaçların, sağa-sola savrulan dallarında kalan son yapraklarının hışırtısının güzelliği, sıcacık evinizde yudumlamaya başladığınız çay eşliğinde kulaklarınızda aksederdi...

Şimdilerde artık kombinin düğmesini çevirerek istediğimiz ısıyı sağlamamız mümkün. Ne bakkal köşelerinde yağmur altında gaz sırası beklemek, ne de yakıtsız kalmanın endişesini duymak... Artık çok gerilerde kaldı. Allah bir daha o günlere döndürmesin bu memleketi... Yine de aileme bu şekilde dahi olsa biraz katkıda bulunmuş olmanın lezzetini ve huzurunu halen duyuyorum, aklıma geldikçe o günler...

İbrahim Akın KURTOĞLU
Cevapla
Akın abi yine süper yine süper yine süper, müthiş harika bir yazı...Karlı bir istanbul sabahında , bir demlik çayla tadına doyamadım yazınızın...
.
Cevapla
Akın abi müthiş. Tek kelimeyle yazının nasıl bittiğini anlamadım valla.
Cevapla
Abi söyleyecek,yazacak kelime bulamıyorum mükemmel ötesi,harika bir yazı nasıl anlatayım bilemiyorum Sağol varol teşekkürler.
Hedefi olmayan gemiye hiç bir rüzgar yardım edemez.
Cevapla
Gene çoçukluğum canlandı,o meşhur kuyruklar hiç unutulurmu.Babam marangoz olduğu için yakacak konusunda o yıllarda sıkıntı yaşamadık.Bizim başka kuyruklarımız vardı.Favori kuyruklarımız yağ ve şeker,plasede ise tanker arkası su kuyruğu.
Cevapla
  


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Eski Bir İstanbul Sabahında Kar Altında Vasıta Beklemek-V Akın Kurtoğlu 1 3,293 16-04-2015, Saat: 21:01
Son Yorum: Tayfun Kocaaslan

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi