Forum: TÜRKİYE İKLİMİ
by Buluttanbildiriyor Eren Kısmet at 14-11-2019, Saat: 21:04
4 comments
KURAKLIK VE ÖTESİ
Hepiniz farkındasınızdır; aşırı sıcak ve kurak bir sonbahar yaşıyoruz. Orta ve uzun vadeli tahminler önümüzdeki kış mevsiminde de normallerden daha az yağış alacağımızı söylüyor. Peki şu anda yaşadığımız kuraklık ne boyutta? Daha önce buna benzer durumlar yaşandı mı?
İstanbul'un 1950'den beri aldığı yağışları inceleyerek bir kuraklık analizi yaptım. Bu analiz için epey emek ve bir miktar da para harcadığımı söyleyebilirim. Hatta üniversiteden beri kullanmadığım istatistik teorisini yeniden hatırlamam gerekti. O yüzden sonuna kadar okuma inceliğini gösterirseniz çok müteşekkir olurum. Söz veriyorum tekniğe girmeden, orta okul seviyesinde anlatacağım.
Kuraklığın ne boyutta olduğunun cevabını vermeden önce kuraklık tanımını netleştirmek gerekiyor. Kuraklık; kısa vadeli (3 aya kadar), orta vadeli (6 aya kadar) ve uzun vadeli (bir yıl civarı) olmak üzere üç kategoride inceleniyor. 3 aylık kuraklığa meteorolojik kuraklık deniyor ve çok ciddi bir etkisi bulunmuyor. 6 aylık kuraklık ise tarımsal kuraklık olarak nitelendiriliyor ve tarım faaliyetleri ciddi manada etkilenebiliyor. 12 aylık (yıllık) kuraklık ise sosyoekonomik kuraklık olarak geçiyor çünkü artık barajlarda su kalmadığı, su kaynakları ciddi manada tükendiği için kuraklık insan hayatını etkilemeye başlıyor.
Kuraklık hesabı için herhangi bir dönemin mevsim normallerinin ne kadar altında ya da üzerinde yağış aldığını gösteren, İngilizce'deki adı "Standardized Precipitation Index (SPI) olan bir endeks kullanılıyor. Bu endeks -1 ile 1 arasında olduğunda kuraklık olmadığı, -1'le -1,5 arasında olduğunda orta seviyede kuraklık, -1,5'la -2 arasında kuvvetli kuraklık, -2'nin altında ise şiddetli kuraklık olduğu sonucuna varılıyor. Mesela, bu sene Eylül-Kasım dönemini mevsim normallerinin çok altında kapatacağımız için 3 aylık kuraklık seviyesi (meteorolojik kuraklık) -1,7 civarında olacak. Fakat, son 12 aydaki yağışlara baktığımızda genelde mevsim normallerinde kaldığımız için yıllık kuraklık endeksi sadece -0,5. Yani bugün itibarıyla 12 aylık kuraklık bulunmazken, 3 ve 6 aylık dönemler için kuvvetli kuraklık olduğunu söyleyebiliriz.
Peki daha önce böyle durumlar yaşanmadı mı? 1. resim 1950'den beri yıllık kuraklığı, 2. resim 6 aylık, 3. resim ise 3 aylık kuraklığı gösteriyor. Burada kuraklık endeksinin aldığı değer kadar, bu endeksin ne kadar süre boyunca eksili değerlerde kaldığı (kuraklığın süresi) da çok önemli. Gördüğünüz gibi geçtiğimiz yıllarda ıslak dönemler olduğu gibi ciddi kuraklıklar da yaşanmış. Kurak dönemleri ıslak, ıslak dönemleri kurak dönemlerin takip ettiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Not: Grafiklerde içinde bulunduğumuz dönemi pembe yuvarlak içine aldım.
Yıllık kuraklığa bakalım. 1953'ün Aralık ayından 1955'in Ekim ayına kadar neredeyse 2 sene boyunca ciddi bir kuraklık yaşanmış. Bu süreçte kuraklık endeksi hep -1'in altındaymış. Daha yakına gelelim. 2006 ve 2007'de de çok ciddi kuraklık varmış. Bugün ise; Şubat 2020'ye kadar hep mevsim normallerinin altında yağış alsak bile kuraklık endeksi ancak -1,7'ye geriliyor ve halen yıllık kuraklık çok da tehlikeli boyutlara gelmemiş oluyor.
Daha kısa süreli, yani 3 aylık ve 6 aylık kuraklıkları incelediğimizde ise yine henüz daha önce yaşanmamış derecede kurak bir dönemde olduğumuzu söyleyemeyiz. Aynı şekilde Şubat ayına kadar normallerinden daha az yağış alsak bile durum çok da kötü olmuyor. Çok yakın zamanda, 2006-2007'de ve 2013-2014'te daha uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar yaşanmış.
Bu analizi İstanbul'daki barajların doluluk oranları da doğruluyor. Şu anda %40 olan doluluk, 2013 ve 2016'nın aynı günlerinde %35 civarındaymış. Yani çok yakın zamanda daha kurak zamanlar geçirmişiz.
Bütün bunlara rağmen tabii ki önümüzde bir kuraklık tehlikesi yok diyemeyiz. Sadece bugün itibarıyla çok kötü durumda olmadığımızı, 2-3 ay daha rahat olduğumuzu söylemek mümkün. Fakat önümüzdeki kıştan sonra ilkbahar da kurak geçerse o zaman endişelenmeye başlayabiliriz.
Daha çoook uzun yazabilirdim ama buraya kadar bile okuduysanız benim için çok büyük mutluluk. Merhaba Forum Atmosfer ailesi... Zaman zaman araştırma yazılarımla ve fırsat buldukça yorumlarımla aranızda olacağım...
Buluttan Bildiriyor Uygulaması için :
https://play.google.com/store/apps/detai...s.buluttan
Hepiniz farkındasınızdır; aşırı sıcak ve kurak bir sonbahar yaşıyoruz. Orta ve uzun vadeli tahminler önümüzdeki kış mevsiminde de normallerden daha az yağış alacağımızı söylüyor. Peki şu anda yaşadığımız kuraklık ne boyutta? Daha önce buna benzer durumlar yaşandı mı?
İstanbul'un 1950'den beri aldığı yağışları inceleyerek bir kuraklık analizi yaptım. Bu analiz için epey emek ve bir miktar da para harcadığımı söyleyebilirim. Hatta üniversiteden beri kullanmadığım istatistik teorisini yeniden hatırlamam gerekti. O yüzden sonuna kadar okuma inceliğini gösterirseniz çok müteşekkir olurum. Söz veriyorum tekniğe girmeden, orta okul seviyesinde anlatacağım.
Kuraklığın ne boyutta olduğunun cevabını vermeden önce kuraklık tanımını netleştirmek gerekiyor. Kuraklık; kısa vadeli (3 aya kadar), orta vadeli (6 aya kadar) ve uzun vadeli (bir yıl civarı) olmak üzere üç kategoride inceleniyor. 3 aylık kuraklığa meteorolojik kuraklık deniyor ve çok ciddi bir etkisi bulunmuyor. 6 aylık kuraklık ise tarımsal kuraklık olarak nitelendiriliyor ve tarım faaliyetleri ciddi manada etkilenebiliyor. 12 aylık (yıllık) kuraklık ise sosyoekonomik kuraklık olarak geçiyor çünkü artık barajlarda su kalmadığı, su kaynakları ciddi manada tükendiği için kuraklık insan hayatını etkilemeye başlıyor.
Kuraklık hesabı için herhangi bir dönemin mevsim normallerinin ne kadar altında ya da üzerinde yağış aldığını gösteren, İngilizce'deki adı "Standardized Precipitation Index (SPI) olan bir endeks kullanılıyor. Bu endeks -1 ile 1 arasında olduğunda kuraklık olmadığı, -1'le -1,5 arasında olduğunda orta seviyede kuraklık, -1,5'la -2 arasında kuvvetli kuraklık, -2'nin altında ise şiddetli kuraklık olduğu sonucuna varılıyor. Mesela, bu sene Eylül-Kasım dönemini mevsim normallerinin çok altında kapatacağımız için 3 aylık kuraklık seviyesi (meteorolojik kuraklık) -1,7 civarında olacak. Fakat, son 12 aydaki yağışlara baktığımızda genelde mevsim normallerinde kaldığımız için yıllık kuraklık endeksi sadece -0,5. Yani bugün itibarıyla 12 aylık kuraklık bulunmazken, 3 ve 6 aylık dönemler için kuvvetli kuraklık olduğunu söyleyebiliriz.
Peki daha önce böyle durumlar yaşanmadı mı? 1. resim 1950'den beri yıllık kuraklığı, 2. resim 6 aylık, 3. resim ise 3 aylık kuraklığı gösteriyor. Burada kuraklık endeksinin aldığı değer kadar, bu endeksin ne kadar süre boyunca eksili değerlerde kaldığı (kuraklığın süresi) da çok önemli. Gördüğünüz gibi geçtiğimiz yıllarda ıslak dönemler olduğu gibi ciddi kuraklıklar da yaşanmış. Kurak dönemleri ıslak, ıslak dönemleri kurak dönemlerin takip ettiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Not: Grafiklerde içinde bulunduğumuz dönemi pembe yuvarlak içine aldım.
Yıllık kuraklığa bakalım. 1953'ün Aralık ayından 1955'in Ekim ayına kadar neredeyse 2 sene boyunca ciddi bir kuraklık yaşanmış. Bu süreçte kuraklık endeksi hep -1'in altındaymış. Daha yakına gelelim. 2006 ve 2007'de de çok ciddi kuraklık varmış. Bugün ise; Şubat 2020'ye kadar hep mevsim normallerinin altında yağış alsak bile kuraklık endeksi ancak -1,7'ye geriliyor ve halen yıllık kuraklık çok da tehlikeli boyutlara gelmemiş oluyor.
Daha kısa süreli, yani 3 aylık ve 6 aylık kuraklıkları incelediğimizde ise yine henüz daha önce yaşanmamış derecede kurak bir dönemde olduğumuzu söyleyemeyiz. Aynı şekilde Şubat ayına kadar normallerinden daha az yağış alsak bile durum çok da kötü olmuyor. Çok yakın zamanda, 2006-2007'de ve 2013-2014'te daha uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar yaşanmış.
Bu analizi İstanbul'daki barajların doluluk oranları da doğruluyor. Şu anda %40 olan doluluk, 2013 ve 2016'nın aynı günlerinde %35 civarındaymış. Yani çok yakın zamanda daha kurak zamanlar geçirmişiz.
Bütün bunlara rağmen tabii ki önümüzde bir kuraklık tehlikesi yok diyemeyiz. Sadece bugün itibarıyla çok kötü durumda olmadığımızı, 2-3 ay daha rahat olduğumuzu söylemek mümkün. Fakat önümüzdeki kıştan sonra ilkbahar da kurak geçerse o zaman endişelenmeye başlayabiliriz.
Daha çoook uzun yazabilirdim ama buraya kadar bile okuduysanız benim için çok büyük mutluluk. Merhaba Forum Atmosfer ailesi... Zaman zaman araştırma yazılarımla ve fırsat buldukça yorumlarımla aranızda olacağım...
Buluttan Bildiriyor Uygulaması için :
https://play.google.com/store/apps/detai...s.buluttan
by Ahmet Uğur Aktaş at 11-11-2019, Saat: 17:46
0 comments
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE SU— Daha sıcak okyanuslar, seller ve kuraklıklar
İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskıyı arttırıyor. Sel ve kuraklıklardan okyanus asitleşmesine ve yükselen deniz seviyelerine kadar, iklim değişikliğinin su üzerindeki etkilerinin önümüzdeki yıllarda şiddetlenmesi bekleniyor. Bu değişimler, Avrupa çapında eylemleri harekete geçiriyor. Şehirler ve bölgeler, sellerin etkisini azaltmak için daha sürdürülebilir, doğa bazlı çözümler kullanarak ve kuraklıklarla baş edebilmemiz için suyu daha sürdürülebilir, daha akıllı yollarla kullanarak buna ayak uydurmaya başladı bile.

Avrupa iklim değişikliğinden etkileniyor ve bu etkiler sadece karada hissedilmiyor. Avrupa’nın su kaynakları, yani göller, nehirler ile kıtayı çevreleyen okyanus ve denizler de etkileniyor. Dünya yüzeyini kaplayan su karadan daha fazla olduğundan, 1950’lerden bu yana gezegenin ısınmasının yaklaşık %93’ünden okyanusların ısınmasının sorumlu olması şaşırtıcı değil. Bu ısınma atmosferde daha fazla güneş enerjisi sıkışmasına neden olan artan sera gazı emisyonlarının, en önemlisi de karbondioksidin bir sonucudur. Sıkışan ısının büyük kısmı okyanuslarda depolanıyor. Su sıcaklığını ve dolaşımını etkiliyor. Artan sıcaklıklar aynı zamanda kutuplardaki buz tabakasını da eritiyor. Küresel buz ve kar örtüsünün toplam alanının küçülmesi sonucu uzaya geri yansıtılan güneş enerjisi azalıyor ve gezegen daha da ısınıyor. Bu da sonuç olarak okyanuslara daha fazla tatlı su girmesine ve akıntıların daha da değişmesine sebep oluyor.
Avrupa’nın kıyı kesimlerindeki deniz yüzeyi sıcaklıkları küresel okyanuslarınkinden daha hızlı yükseliyor. AÇA raporu Avrupa’da iklim değişikliği, etkileri ve hassasiyet 2016’ya göre, su sıcaklıkları deniz yaşamının en güçlü düzenleyicilerinden biri ve sıcaklıktaki artışlar su altında, deniz canlı türlerinin dağılımında ciddi değişiklikler de dahil, halihazırda büyük değişimlere sebep oluyor. Örneğin, Kuzey Denizi’ndeki morina balıkları, uskumrular ve ringa balıkları, besin kaynakları olan kopepodları takip ederek tarihsel bölgelerinden kuzeye, daha serin sulara doğru göçüyorlar. Ticari balık sürülerinin göçü de dahil olmak üzere bu değişikliklerin balıkçılığa dayanan ekonomik sektörleri ve toplulukları etkileyebileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yükselen su sıcaklıkları, Baltık Denizi bölgesindeki vibriyoz enfeksiyonları gibi su kaynaklı hastalık riskini de arttırabilir.
Tuzluluk oranlarından asitleşmeye kadar pek çok değişim yolda
İklim değişikliği deniz sularını diğer açılardan da etkiliyor. Esasen Pasifik ve Hint Okyanusu’nda sıcaklıkların yükselmesinden kaynaklı olarak mercan kayalıklarında yaşanan dramatik şekilde yaygın ağarmaya dair son haberler, dikkatlerin ‘okyanus ısı dalgalarının’ yerel deniz ekosistemleri üzerindeki etkilerine çekilmesini sağladı. Su sıcaklığı ve tuzluluğu veya oksijen seviyeleri gibi kritik yönlerden herhangi birinde yaşanacak küçük bir değişiklik bile bu hassas ekosistemler üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Örneğin yarı kapalı bir deniz olan Baltık Denizi’ndeki deniz yaşamı yerel tuzluluk ve oksijen seviyeleri ile yakından bağlantılıdır. Görece yüksek tuzluluğa ve oksijen seviyelerine sahip Kattegatt’ta 1000’den fazla deniz türü yaşıyor ama bu sayı tatlı su türlerinin hakim olmaya başladığı Bothnia Körfezinin kuzey kesimlerinde ve Finlandiya Körfezinde yalnızca 50 türe iniyor. Birçok iklim projeksiyonu, Baltık Denizi bölgesinde daha yüksek yağışın, Baltık Denizinin kimi kesimlerinde suyun tuzluluğunda bir düşüşe sebep olabileceğini ve bunun farklı türlerin nerede yaşayabileceğini etkileyeceğini gösteriyor.
Balık Denizi’ndeki su sıcaklıklarında iklim değişikliği kaynaklı bir yükseliş, deniz yaşamı için uygun olmayan oksijeni tükenmiş ‘ölü alanlar’ın daha da genişlemesine de neden olabilir. Akdeniz’in, yüksek buharlaşma ve düşük yağış nedeniyle sıcaklıklarda ve ayrıca tuzlulukta bir artış yaşayacağını tahmin ediliyor.
Gezegenimizin en büyük karbon yutakları olan okyanusların, Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlar tarafından salınmış karbondioksidin %40’ını emdiği tahmin ediliyor. Nature dergisinde yayınlanan bir çalışma, okyanus dolaşım modellerindekideğişimlerin, okyanusların ne kadar karbondioksit tutabileceğini etkilediğini belirledi. Okyanusların atmosferden karbondioksit yakalama kapasitesindeki herhangi bir düşüşün atmosferdeki genel karbondioksit konsantrasyonunu arttırması, dolayısıyla iklim değişikliğini daha da şiddetlendirmesi muhtemel.
Daha fazla karbondioksidin okyanus tarafından absorbe edilip karbonik asidin üretildiği asitleşme de büyüyen bir tehdit. Kalsiyum karbonattan kabuk üreten midyeler, mercanlar ve istiridyeler, deniz suyunun azalan pH’ı onları daha kırılgan ve hassas hale getirdiğinden kabuklarını veya iskelet malzemelerini üretirken zorlanıyorlar. Asitleşme su bitkilerinde fotosentezi de etkileyebiliyor.
Avrupa’nın da bu duruma karşı bağışıklığı bulunmamaktadır. Avrupa’yı çevreleyen suların önümüzdeki yıllarda daha da asitleşmesi bekleniyor. Su pH seviyelerinde gözlemlenen düşüşler dünya genelinde okyanuslar arasında ve Avrupa denizlerinde neredeyse aynı. Avrupa’nın en kuzeyindeki denizler olan Norveç Denizi ve Grönland Denizi’nde pH düşüşleri, aslında küresel ortalamadan daha büyük.
Hollywood senaryosu gerçek mi oluyor?
Olağandışı ve ekstrem hava koşulları çoğu zaman manşetlere çıkıyor ve sinemaya seyirci çekiyor. Dolayısıyla su ve iklim değişikliğinin birleşimi, film yapımcıları için mükemmel bir karışım sunuyor. Avrupa ve Kuzey Amerika’nın, Atlantik Okyanusu’ndaki Gulf Stream akıntısının durması sonucunda yeni bir buzul çağına girişini anlatan 2004 yapımı bilim kurgu filmi Yarından Sonra, iklim değişikliğinin tehlikelerini sinema izleyicilerine duyurmuş oldu. Yeni araştırma, bu gibi dehşet verici aşırılıklar ihtimal dışı olsa da, iklim değişikliğinin resmi olarak Atlantik Meridyonel Devinim Dolaşımı (veya AMOC) olarak bilinen Atlantik Okyanusu’ndaki karmaşık bir dolaşımı sisteminin parçası olan Gulf Stream akıntısını ve diğer akıntıları gerçekten de etkilediğini gösteriyor. Başka yeni çalışmalar, Atlantik dolaşımının en azından 1600 yıldır en zayıf döneminde olduğunu gösteriyor ve akıntının zayıfladığına veya yavaşladığına işaret ediyor.
Atlantik dolaşımı, sıcak suyu Meksika Körfezi ve Florida kıyısından Kuzey Atlantik ve Avrupa’ya taşıyan bir taşıyıcı bant şeklinde çalışıyor. Kuzeyde sıcak su akıntısı soğuyarak yoğunlaşıyor ve alçalıyor, böylelikle güneye dönerken serin suyu getiriyor. Akıntı batı Avrupa’yı ısıtan bir termostat vazifesi görüyor.
Çalışmalara göre Atlantik dolaşımında gözlemlenen zayıflama, kuzey Atlantik’in kimi kesimlerinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının düşmesine neden oldu. Bu muhtemelen Kuzey Kutbu ve Grönland’daki tatlı su buzlarının erimesinden ve eriyen tatlı suyun Atlantik dolaşımının önemli bir bileşeni olan Kuzey Atlantik kutupaltı akıntısının kimi kesimleri üzerindeki etkisinden kaynaklanıyor. Okyanus akıntıları su akıntılarının farklı derinliklerden akış şeklinden, nerede battıklarından, üst katmanlara çıkmadan önce ne kadar hızlı ve ne kadar derin battıklarından vs. etkilenirler.
Seller, kuraklıklar ve diğer aşırı hava olayları artıyor
Avrupa’da dikkatler aşırı hava olaylarının artışına odaklanmış durumda. 2017-2018 kışının Avrupa’nın birçok kesimine olağan dışı derecede soğuk Kutup rüzgarları getiren ‘kutup girdabı’ veya ‘doğudan gelen canavarından’, 2017 yazına gelen ‘Lucifer sıcak hava dalgasına’ kadar, Avrupalılar daha fazla olağan dışı sıcaklık olayları bekleyebilir.
İklim değişikliğinin kilit unsurlarından biri, suyu okyanuslarımızdan atmosfere, karaya, nehirlere ve göllere ve ardından yeniden denizlerimize ve okyanuslarımıza kesintisiz şekilde dağıtan Dünya su döngüsü üzerindeki etkisidir. İklim değişikliği atmosferdeki su buharı seviyelerini arttırıyor ve su bulunabilirliğini daha az öngörülebilir hale getiriyor. Bu kimi yerlerde daha yoğun yağmur fırtınalarına, kimi yerlerde ise, özellikle yaz ayları sırasında çok şiddetli kuraklıklara sebep olabilir.
Avrupa’daki birçok bölge, Avrupa’da iklim değişikliği, etkileri ve hassasiyet başlıklı AÇA raporuna göre halihazırda daha şiddetli sel ve kuraklık olayları ile yüz yüze kalıyor. Buzullar eriyor; kar ve buz örtüsü küçülüyor. Yağış modeli değişiyor, genel olarak Avrupa'daki nemli bölgeleri daha nemli ve kuru bölgeleri daha da kuru hale getiriyor. Aynı zamanda, ısı dalgaları, şiddetli sağanak ve kuraklık gibi iklim ile ilgili aşırılıklar, sıklık ve yoğunluk bakımından artıyor.
Bir iklim değişikliği noktası olacağı öngörülen güney ve güneydoğu Avrupa’da daha aşırı ısı dalgaları görülmeye başlandı bile. İnsan sağlığı üzerindeki etkilerine ek olarak aşırı ısı daha yüksek buharlaşma oranlarına sebep oluyor ve bu çoğu zaman zaten su kıtlığı yaşayan yerlerde su kaynaklarının daha da azalmasına yol açıyor. 2017 yazında, rekor bir yüksek sıcaklığa ulaşarak 40 °C’nin üzerine çıkan ‘Lucifer sıcak hava dalgası’ İber Yarımadası’ndan Balkanlar ve Türkiye’ye dek Avrupa’nın güney bölgelerini vurdu. Aşırı sıcaklıklar sayısız can aldı ve kuraklığa yol açtı, bu ise mahsullere zarar verdi ve yangınlara yol açtı. Süregiden kuraklık koşulları ile birleştiğinde orman yangınları tehlikesini arttıran bir ısı dalgasını takiben, Portekiz’i sayısız ölümcül yangın vurdu.
İklim değişikliği nehirlerin ve göllerin ortalama su sıcaklığını arttırarak buz örtüsü mevsimlerinin uzunluğunu da kısalttı. Bu değişiklikler, kışın artıp yazın azalan nehir akıntıları ile birlikte, su kalitesi ve tatlı su sistemleri üzerinde önemli etkilere sahiptir. İklim değişikliğinin tetiklediği bu değişikliklerden bazıları su habitatları üzerindeki kirlilik dahil diğer baskıları şiddetlendiriyor. Örneğin azalan yağış nedeniyle daha yavaş bir nehir akışı, kirliliği seyreltmek için daha az su olacağından, daha yüksek kirletici konsantrasyonları ile sonuçlanacaktır.
Planlama ve adapte olma
Sera gazı emisyonlarını azaltarak iklim değişikliğini hafifletmek, AB’nin iklim değişikliği politikalarının merkezinde yer alıyor. Ancak daha fazla sel, kuraklık, deniz seviyelerinin yükselmesi ve diğer aşırı hava olaylarına dair beklenti ve öngörüler AB genelinde kamu kurumlarını yeni iklim gerçekliklerine adapte olmak için giderek daha fazla önlemler almaya itiyor. Daha az su kullanımı ve israfın önlenmesi bu adaptasyon stratejilerinin kilit bir unsuru. Avrupa ülkeleri stratejilere ve adaptasyon planlarına sahip ve iklim değişikliğinin etkileri ile başa çıkmalarına yardımcı olacak hassasiyet ve risk değerlendirmeleri yaptılar.
Hedeflenen AB mevzuatı, bu gibi risk ve hassasiyet değerlendirmelerini destekliyor. Özellikle de AB Sel Direktifi, Üye Devletlerin iç suları ve kıyıları boyunca sel riski altındaki bölgeleri belirlemesini, iklim değişikliğinin öngörülen risklerini hesaplamasını ve bu riskleri azaltmak için tedbirler almasını gerektiriyor.
Adaptasyon eylemlerine, yoğun beton kullanımı nedeniyle teknik olarak ‘gri adaptasyon’ denilen inşaat projeleri hakim oldu. Sadece kültürel mirası için değil düzenli sel baskınlarıyla da bilinen ikonik Venedik şehri buna bir örnek. İklim değişikliği kaynaklı olarak yükselen deniz seviyelerinin şehirdeki sel baskınlarını daha da sıklaştıracağı bekleniyor. Bu yüzden Venedik, aşırı yüksek gelgitler halinde yükseltilebilecek su altı bariyerleri inşa etmek gibi iddialı, milyar Euro’luk projelere girişti. Ancak projenin, St Mark Meydanı gibi düzenli olarak sel yaşanan alçak noktalarındaki selleri önlemesi muhtemel değil.
Hollanda da yüzyıllardır suyu dışarıda tutmak için setler ve kıyı bariyerleri inşa ediyor. Ancak bu yapıların yetersizlikleri görüldükten sonra Hollanda makamları artık sel riskini kontrol altına almak için inşaat ile doğal yolların bir karışımına geçiyor. Resmi makamların elindeki bütçenin azalması ve iklim değişikliğinin etkilerinin artması nedeniyle, giderek daha fazla şehir, bölge ve ülke iklim değişikliğine daha sürdürülebilir bir yanıt bulmak için daha çevre dostu, doğa bazlı çözümlere yüzünü dönüyor. Örneğin park ve ormanlara benzer şekilde nehirler ve göller gibi ‘mavi alanlar’ da bir soğutma etkisine sahip olabilir ve özellikle de yoğun betonlaşma nedeniyle çevresindeki alanlardan daha sıcak olan şehirlerde ısı dalgalarına karşı çare sunabilir. Şehirlerdeki mavi ve yeşil alanlar şiddetli yağış ve seller sırasında aşırı suyun bir kısmını yakalayıp depolayabiliyor ve böylece zararı azaltmaya yardımcı olabiliyor.
Yüzlerce şehir, bölge ve çok sayıda ülke şu anda iklim değişikliğine adapte olmak ve sonuçlarını hafifletmek için önlemler almakta ve küresel düzeyde en iyi uygulamaları paylaşmak için koordine olmakta. Giderek daha fazlası , sellerin veya kuraklıkların verdiği zararı en aza indirmek ve bir yandan da çevreye değer katmak ve yerel halkın yaşam kalitesini arttırmak için yenilikçi teknikler kullanıyorlar. Her ikisinin de ısı izolasyonunun yanı sıra sel sularını tutmanın ve soğutma sağlamanın bir yolu olabileceği, Hamburg ve Basel’deki bitkiyle kaplı çatılar ve Rotterdam’daki daha fazla yeşil park bunlar arasında sayılabilir.
Bazı adaptasyon önlemleri tarım gibi spesifik su yoğun sektörlerde su kullanımını hedefliyor. Örneğin, kuraklıkların etkilerini hafifletme amacıyla, Portekiz’in güneyindeki Alentejo bölgesinde bir çiftlik, bir dizi sürdürülebilir ekim tekniği uyguladı. Toprak verimini ve kuraklık koşullarına direncini arttırmak için mahsulleri çeşitlendirme ile birlikte ağaç ve çalılıkları kullanan bir toprak kullanımı yönetimi tekniği olarak tarımsal ormancılık bunlar arasında sayılabilir. Su tüketimini azaltan damla sulama ve yerel hayvanları ormanlık mera arazilerinde otlatma da kullanılıyor.
En iyi yol bizi bekleyen etkileri görmek ve bunlara zamanında ve iyi hazırlanmaktır. Neyse ki Avrupa genelinde halihazırda test edilmiş ve uygulanmakta olan çok sayıda önlem ve yaklaşım var. Avrupa’nın adaptasyon portalı Climate-ADAPT üzerinden erişilebilen bu bilgiler, benzer sıkıntılarla yüz yüze olanlara ilham kaynağı olabilir.
Kaynak:
https://www.eea.europa.eu/tr/isaretler/a...ve-su-2014
İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskıyı arttırıyor. Sel ve kuraklıklardan okyanus asitleşmesine ve yükselen deniz seviyelerine kadar, iklim değişikliğinin su üzerindeki etkilerinin önümüzdeki yıllarda şiddetlenmesi bekleniyor. Bu değişimler, Avrupa çapında eylemleri harekete geçiriyor. Şehirler ve bölgeler, sellerin etkisini azaltmak için daha sürdürülebilir, doğa bazlı çözümler kullanarak ve kuraklıklarla baş edebilmemiz için suyu daha sürdürülebilir, daha akıllı yollarla kullanarak buna ayak uydurmaya başladı bile.
Avrupa iklim değişikliğinden etkileniyor ve bu etkiler sadece karada hissedilmiyor. Avrupa’nın su kaynakları, yani göller, nehirler ile kıtayı çevreleyen okyanus ve denizler de etkileniyor. Dünya yüzeyini kaplayan su karadan daha fazla olduğundan, 1950’lerden bu yana gezegenin ısınmasının yaklaşık %93’ünden okyanusların ısınmasının sorumlu olması şaşırtıcı değil. Bu ısınma atmosferde daha fazla güneş enerjisi sıkışmasına neden olan artan sera gazı emisyonlarının, en önemlisi de karbondioksidin bir sonucudur. Sıkışan ısının büyük kısmı okyanuslarda depolanıyor. Su sıcaklığını ve dolaşımını etkiliyor. Artan sıcaklıklar aynı zamanda kutuplardaki buz tabakasını da eritiyor. Küresel buz ve kar örtüsünün toplam alanının küçülmesi sonucu uzaya geri yansıtılan güneş enerjisi azalıyor ve gezegen daha da ısınıyor. Bu da sonuç olarak okyanuslara daha fazla tatlı su girmesine ve akıntıların daha da değişmesine sebep oluyor.
Avrupa’nın kıyı kesimlerindeki deniz yüzeyi sıcaklıkları küresel okyanuslarınkinden daha hızlı yükseliyor. AÇA raporu Avrupa’da iklim değişikliği, etkileri ve hassasiyet 2016’ya göre, su sıcaklıkları deniz yaşamının en güçlü düzenleyicilerinden biri ve sıcaklıktaki artışlar su altında, deniz canlı türlerinin dağılımında ciddi değişiklikler de dahil, halihazırda büyük değişimlere sebep oluyor. Örneğin, Kuzey Denizi’ndeki morina balıkları, uskumrular ve ringa balıkları, besin kaynakları olan kopepodları takip ederek tarihsel bölgelerinden kuzeye, daha serin sulara doğru göçüyorlar. Ticari balık sürülerinin göçü de dahil olmak üzere bu değişikliklerin balıkçılığa dayanan ekonomik sektörleri ve toplulukları etkileyebileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yükselen su sıcaklıkları, Baltık Denizi bölgesindeki vibriyoz enfeksiyonları gibi su kaynaklı hastalık riskini de arttırabilir.
Tuzluluk oranlarından asitleşmeye kadar pek çok değişim yolda
İklim değişikliği deniz sularını diğer açılardan da etkiliyor. Esasen Pasifik ve Hint Okyanusu’nda sıcaklıkların yükselmesinden kaynaklı olarak mercan kayalıklarında yaşanan dramatik şekilde yaygın ağarmaya dair son haberler, dikkatlerin ‘okyanus ısı dalgalarının’ yerel deniz ekosistemleri üzerindeki etkilerine çekilmesini sağladı. Su sıcaklığı ve tuzluluğu veya oksijen seviyeleri gibi kritik yönlerden herhangi birinde yaşanacak küçük bir değişiklik bile bu hassas ekosistemler üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Örneğin yarı kapalı bir deniz olan Baltık Denizi’ndeki deniz yaşamı yerel tuzluluk ve oksijen seviyeleri ile yakından bağlantılıdır. Görece yüksek tuzluluğa ve oksijen seviyelerine sahip Kattegatt’ta 1000’den fazla deniz türü yaşıyor ama bu sayı tatlı su türlerinin hakim olmaya başladığı Bothnia Körfezinin kuzey kesimlerinde ve Finlandiya Körfezinde yalnızca 50 türe iniyor. Birçok iklim projeksiyonu, Baltık Denizi bölgesinde daha yüksek yağışın, Baltık Denizinin kimi kesimlerinde suyun tuzluluğunda bir düşüşe sebep olabileceğini ve bunun farklı türlerin nerede yaşayabileceğini etkileyeceğini gösteriyor.
Balık Denizi’ndeki su sıcaklıklarında iklim değişikliği kaynaklı bir yükseliş, deniz yaşamı için uygun olmayan oksijeni tükenmiş ‘ölü alanlar’ın daha da genişlemesine de neden olabilir. Akdeniz’in, yüksek buharlaşma ve düşük yağış nedeniyle sıcaklıklarda ve ayrıca tuzlulukta bir artış yaşayacağını tahmin ediliyor.
Gezegenimizin en büyük karbon yutakları olan okyanusların, Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlar tarafından salınmış karbondioksidin %40’ını emdiği tahmin ediliyor. Nature dergisinde yayınlanan bir çalışma, okyanus dolaşım modellerindekideğişimlerin, okyanusların ne kadar karbondioksit tutabileceğini etkilediğini belirledi. Okyanusların atmosferden karbondioksit yakalama kapasitesindeki herhangi bir düşüşün atmosferdeki genel karbondioksit konsantrasyonunu arttırması, dolayısıyla iklim değişikliğini daha da şiddetlendirmesi muhtemel.
Daha fazla karbondioksidin okyanus tarafından absorbe edilip karbonik asidin üretildiği asitleşme de büyüyen bir tehdit. Kalsiyum karbonattan kabuk üreten midyeler, mercanlar ve istiridyeler, deniz suyunun azalan pH’ı onları daha kırılgan ve hassas hale getirdiğinden kabuklarını veya iskelet malzemelerini üretirken zorlanıyorlar. Asitleşme su bitkilerinde fotosentezi de etkileyebiliyor.
Avrupa’nın da bu duruma karşı bağışıklığı bulunmamaktadır. Avrupa’yı çevreleyen suların önümüzdeki yıllarda daha da asitleşmesi bekleniyor. Su pH seviyelerinde gözlemlenen düşüşler dünya genelinde okyanuslar arasında ve Avrupa denizlerinde neredeyse aynı. Avrupa’nın en kuzeyindeki denizler olan Norveç Denizi ve Grönland Denizi’nde pH düşüşleri, aslında küresel ortalamadan daha büyük.
Hollywood senaryosu gerçek mi oluyor?
Olağandışı ve ekstrem hava koşulları çoğu zaman manşetlere çıkıyor ve sinemaya seyirci çekiyor. Dolayısıyla su ve iklim değişikliğinin birleşimi, film yapımcıları için mükemmel bir karışım sunuyor. Avrupa ve Kuzey Amerika’nın, Atlantik Okyanusu’ndaki Gulf Stream akıntısının durması sonucunda yeni bir buzul çağına girişini anlatan 2004 yapımı bilim kurgu filmi Yarından Sonra, iklim değişikliğinin tehlikelerini sinema izleyicilerine duyurmuş oldu. Yeni araştırma, bu gibi dehşet verici aşırılıklar ihtimal dışı olsa da, iklim değişikliğinin resmi olarak Atlantik Meridyonel Devinim Dolaşımı (veya AMOC) olarak bilinen Atlantik Okyanusu’ndaki karmaşık bir dolaşımı sisteminin parçası olan Gulf Stream akıntısını ve diğer akıntıları gerçekten de etkilediğini gösteriyor. Başka yeni çalışmalar, Atlantik dolaşımının en azından 1600 yıldır en zayıf döneminde olduğunu gösteriyor ve akıntının zayıfladığına veya yavaşladığına işaret ediyor.
Atlantik dolaşımı, sıcak suyu Meksika Körfezi ve Florida kıyısından Kuzey Atlantik ve Avrupa’ya taşıyan bir taşıyıcı bant şeklinde çalışıyor. Kuzeyde sıcak su akıntısı soğuyarak yoğunlaşıyor ve alçalıyor, böylelikle güneye dönerken serin suyu getiriyor. Akıntı batı Avrupa’yı ısıtan bir termostat vazifesi görüyor.
Çalışmalara göre Atlantik dolaşımında gözlemlenen zayıflama, kuzey Atlantik’in kimi kesimlerinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının düşmesine neden oldu. Bu muhtemelen Kuzey Kutbu ve Grönland’daki tatlı su buzlarının erimesinden ve eriyen tatlı suyun Atlantik dolaşımının önemli bir bileşeni olan Kuzey Atlantik kutupaltı akıntısının kimi kesimleri üzerindeki etkisinden kaynaklanıyor. Okyanus akıntıları su akıntılarının farklı derinliklerden akış şeklinden, nerede battıklarından, üst katmanlara çıkmadan önce ne kadar hızlı ve ne kadar derin battıklarından vs. etkilenirler.
Seller, kuraklıklar ve diğer aşırı hava olayları artıyor
Avrupa’da dikkatler aşırı hava olaylarının artışına odaklanmış durumda. 2017-2018 kışının Avrupa’nın birçok kesimine olağan dışı derecede soğuk Kutup rüzgarları getiren ‘kutup girdabı’ veya ‘doğudan gelen canavarından’, 2017 yazına gelen ‘Lucifer sıcak hava dalgasına’ kadar, Avrupalılar daha fazla olağan dışı sıcaklık olayları bekleyebilir.
İklim değişikliğinin kilit unsurlarından biri, suyu okyanuslarımızdan atmosfere, karaya, nehirlere ve göllere ve ardından yeniden denizlerimize ve okyanuslarımıza kesintisiz şekilde dağıtan Dünya su döngüsü üzerindeki etkisidir. İklim değişikliği atmosferdeki su buharı seviyelerini arttırıyor ve su bulunabilirliğini daha az öngörülebilir hale getiriyor. Bu kimi yerlerde daha yoğun yağmur fırtınalarına, kimi yerlerde ise, özellikle yaz ayları sırasında çok şiddetli kuraklıklara sebep olabilir.
Avrupa’daki birçok bölge, Avrupa’da iklim değişikliği, etkileri ve hassasiyet başlıklı AÇA raporuna göre halihazırda daha şiddetli sel ve kuraklık olayları ile yüz yüze kalıyor. Buzullar eriyor; kar ve buz örtüsü küçülüyor. Yağış modeli değişiyor, genel olarak Avrupa'daki nemli bölgeleri daha nemli ve kuru bölgeleri daha da kuru hale getiriyor. Aynı zamanda, ısı dalgaları, şiddetli sağanak ve kuraklık gibi iklim ile ilgili aşırılıklar, sıklık ve yoğunluk bakımından artıyor.
Bir iklim değişikliği noktası olacağı öngörülen güney ve güneydoğu Avrupa’da daha aşırı ısı dalgaları görülmeye başlandı bile. İnsan sağlığı üzerindeki etkilerine ek olarak aşırı ısı daha yüksek buharlaşma oranlarına sebep oluyor ve bu çoğu zaman zaten su kıtlığı yaşayan yerlerde su kaynaklarının daha da azalmasına yol açıyor. 2017 yazında, rekor bir yüksek sıcaklığa ulaşarak 40 °C’nin üzerine çıkan ‘Lucifer sıcak hava dalgası’ İber Yarımadası’ndan Balkanlar ve Türkiye’ye dek Avrupa’nın güney bölgelerini vurdu. Aşırı sıcaklıklar sayısız can aldı ve kuraklığa yol açtı, bu ise mahsullere zarar verdi ve yangınlara yol açtı. Süregiden kuraklık koşulları ile birleştiğinde orman yangınları tehlikesini arttıran bir ısı dalgasını takiben, Portekiz’i sayısız ölümcül yangın vurdu.
İklim değişikliği nehirlerin ve göllerin ortalama su sıcaklığını arttırarak buz örtüsü mevsimlerinin uzunluğunu da kısalttı. Bu değişiklikler, kışın artıp yazın azalan nehir akıntıları ile birlikte, su kalitesi ve tatlı su sistemleri üzerinde önemli etkilere sahiptir. İklim değişikliğinin tetiklediği bu değişikliklerden bazıları su habitatları üzerindeki kirlilik dahil diğer baskıları şiddetlendiriyor. Örneğin azalan yağış nedeniyle daha yavaş bir nehir akışı, kirliliği seyreltmek için daha az su olacağından, daha yüksek kirletici konsantrasyonları ile sonuçlanacaktır.
Planlama ve adapte olma
Sera gazı emisyonlarını azaltarak iklim değişikliğini hafifletmek, AB’nin iklim değişikliği politikalarının merkezinde yer alıyor. Ancak daha fazla sel, kuraklık, deniz seviyelerinin yükselmesi ve diğer aşırı hava olaylarına dair beklenti ve öngörüler AB genelinde kamu kurumlarını yeni iklim gerçekliklerine adapte olmak için giderek daha fazla önlemler almaya itiyor. Daha az su kullanımı ve israfın önlenmesi bu adaptasyon stratejilerinin kilit bir unsuru. Avrupa ülkeleri stratejilere ve adaptasyon planlarına sahip ve iklim değişikliğinin etkileri ile başa çıkmalarına yardımcı olacak hassasiyet ve risk değerlendirmeleri yaptılar.
Hedeflenen AB mevzuatı, bu gibi risk ve hassasiyet değerlendirmelerini destekliyor. Özellikle de AB Sel Direktifi, Üye Devletlerin iç suları ve kıyıları boyunca sel riski altındaki bölgeleri belirlemesini, iklim değişikliğinin öngörülen risklerini hesaplamasını ve bu riskleri azaltmak için tedbirler almasını gerektiriyor.
Adaptasyon eylemlerine, yoğun beton kullanımı nedeniyle teknik olarak ‘gri adaptasyon’ denilen inşaat projeleri hakim oldu. Sadece kültürel mirası için değil düzenli sel baskınlarıyla da bilinen ikonik Venedik şehri buna bir örnek. İklim değişikliği kaynaklı olarak yükselen deniz seviyelerinin şehirdeki sel baskınlarını daha da sıklaştıracağı bekleniyor. Bu yüzden Venedik, aşırı yüksek gelgitler halinde yükseltilebilecek su altı bariyerleri inşa etmek gibi iddialı, milyar Euro’luk projelere girişti. Ancak projenin, St Mark Meydanı gibi düzenli olarak sel yaşanan alçak noktalarındaki selleri önlemesi muhtemel değil.
Hollanda da yüzyıllardır suyu dışarıda tutmak için setler ve kıyı bariyerleri inşa ediyor. Ancak bu yapıların yetersizlikleri görüldükten sonra Hollanda makamları artık sel riskini kontrol altına almak için inşaat ile doğal yolların bir karışımına geçiyor. Resmi makamların elindeki bütçenin azalması ve iklim değişikliğinin etkilerinin artması nedeniyle, giderek daha fazla şehir, bölge ve ülke iklim değişikliğine daha sürdürülebilir bir yanıt bulmak için daha çevre dostu, doğa bazlı çözümlere yüzünü dönüyor. Örneğin park ve ormanlara benzer şekilde nehirler ve göller gibi ‘mavi alanlar’ da bir soğutma etkisine sahip olabilir ve özellikle de yoğun betonlaşma nedeniyle çevresindeki alanlardan daha sıcak olan şehirlerde ısı dalgalarına karşı çare sunabilir. Şehirlerdeki mavi ve yeşil alanlar şiddetli yağış ve seller sırasında aşırı suyun bir kısmını yakalayıp depolayabiliyor ve böylece zararı azaltmaya yardımcı olabiliyor.
Yüzlerce şehir, bölge ve çok sayıda ülke şu anda iklim değişikliğine adapte olmak ve sonuçlarını hafifletmek için önlemler almakta ve küresel düzeyde en iyi uygulamaları paylaşmak için koordine olmakta. Giderek daha fazlası , sellerin veya kuraklıkların verdiği zararı en aza indirmek ve bir yandan da çevreye değer katmak ve yerel halkın yaşam kalitesini arttırmak için yenilikçi teknikler kullanıyorlar. Her ikisinin de ısı izolasyonunun yanı sıra sel sularını tutmanın ve soğutma sağlamanın bir yolu olabileceği, Hamburg ve Basel’deki bitkiyle kaplı çatılar ve Rotterdam’daki daha fazla yeşil park bunlar arasında sayılabilir.
Bazı adaptasyon önlemleri tarım gibi spesifik su yoğun sektörlerde su kullanımını hedefliyor. Örneğin, kuraklıkların etkilerini hafifletme amacıyla, Portekiz’in güneyindeki Alentejo bölgesinde bir çiftlik, bir dizi sürdürülebilir ekim tekniği uyguladı. Toprak verimini ve kuraklık koşullarına direncini arttırmak için mahsulleri çeşitlendirme ile birlikte ağaç ve çalılıkları kullanan bir toprak kullanımı yönetimi tekniği olarak tarımsal ormancılık bunlar arasında sayılabilir. Su tüketimini azaltan damla sulama ve yerel hayvanları ormanlık mera arazilerinde otlatma da kullanılıyor.
En iyi yol bizi bekleyen etkileri görmek ve bunlara zamanında ve iyi hazırlanmaktır. Neyse ki Avrupa genelinde halihazırda test edilmiş ve uygulanmakta olan çok sayıda önlem ve yaklaşım var. Avrupa’nın adaptasyon portalı Climate-ADAPT üzerinden erişilebilen bu bilgiler, benzer sıkıntılarla yüz yüze olanlara ilham kaynağı olabilir.
Kaynak:
https://www.eea.europa.eu/tr/isaretler/a...ve-su-2014
by Serkan Sezenoğlu at 05-11-2019, Saat: 21:48
24 comments
KÜRESEL SICAKLIK ARTIŞI NEREYE GİDİYOR?
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ :
EN KRİTİK 20 YIL
2019 Ekim Ayı, Küresel İklim Değişikliği ve Küresel Isınma Verileri
Küresel sıcaklıklar, Ekim 2019’da, 1981-2010 arasındaki ortalamanın 0.69 ° C üzerinde çıkarak, tarihin en sıcak Ekim ayı olarak yeni bir rekor kırdı.
Geçtiğimiz ay, Avrupa kıtası; kuzey ve kuzey batısındaki çoğu yer hariç, genel olarak ortalamanın üzerinde sıcaklıklarla geçirdi. Kuzey Kutbu'nun büyük çoğunluğunda sıcaklıklar ortalamanın çok üstünde iken, batı ABD ve Kanada'nın çoğu ortalamanın altında bir sıcaklıkta Ekim ayı geçirdi.
Sadece Avrupa kıtası için, son 40 yılda ortalamadan 1.1 ° C daha sıcak; 2001 ve 2006'dan sonra en sıcak 3. Ekim ayı oldu.
Yıllık, global ve Avrupa sıcaklık ortalamalarına baktığımızda ise, dünyada son 40 yılda en sıcak on iki aylık dönem, Ekim 2015 ile Eylül 2016 arasındaydı.
1981-2010 yılları ortalaması baz alındığında, 2015-2016 ve 2017-2018 yıllarından sonra en sıcak üçüncü 12 aylık periyot, ortalamanın 0.56 C üzerinde ve bu yıl gerçekleşti.
Kaynak: https://climate.copernicus.eu/surface-ai...tober-2019
Bilim insanları, 2050 yılına kadar 300 milyon insanın yaşadığı kıyıların su altına kalacağını açıkladı.
Nature Communications’ta yayınlanan makalede, yapay zeka kullanarak gerçekleştirilen modellemeye göre birçok ülke yüksek risk altında.
Bilindiği gibi son yıllarda Grönland ve Antarktika’daki buz tabakalarından 430 milyar tondan fazlası eridi ve erime hızla devam ediyor.
Yükselen deniz seviyeleri etkisini inceleyen araştırmacılar; Çin, Bangladeş, Hindistan, Endonezya ve Tayland gibi ülkelerde milyonlarca insanın evsiz kalacağını öngörüyor.
Avrupa’da ise Hollanda’nın tamamen haritadan silinme riski devam ederken; Belçika, Almanya, İngiltere ve İtalya’nın büyük kısmı sular altında kalabilir.
Türkiye’de ise İstanbul ve İzmir başta olmak üzere birçok deniz kenarı yerleşim bölgesi büyük risk grubunda.
Kaynak : https://bit.ly/2WxAcOt •
1984'ten 2016'ya Kuzey Kutbu'nun geldiği hal.
Tehlike inanılmaz boyutta.
1880-2017 YILLARI ARASI KÜRESEL SICAKLIK ANAMOLİSİ GRAFİĞİ:
Animasyon, NASA'nın Küresel Modelleme ve Asimilasyon Dairesi tarafından yapılan analizinin sonucunda, 1880 yılından bu yana her ay için dünya sıcaklık anomalilerini göstermektedir .
Özellikle 1950 yılından itibaren sanayileşme, nüfus artışı ve şehirleşmeyle birlikte, sıcaklıklarda belirgin anamoli artışı göze çarpıyor.
GISS ekibi, sıcaklık analizini, dünya genelinde yaklaşık 6.300 meteoroloji istasyonu tarafından elde edilen kamuya açık verilerden topluyor.
Çimento: Küresel ısınmanın gizli sorumlusu
Betonun en temel bileşeni olan çimento çevremizdeki pek çok yapıyı şekillendiriyor. Çimentonun doğada bıraktığı ayak izleri de çok belirgin.
İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House, dünyaya salınan toplam karbondioksitin yüzde 8'inin çimento kaynaklı olduğunu belirtiyor.
Çimento sektörünün karbondioksit salımını bir ülkenin karbondioksit salınımı olarak varsayarsak, Çin ve ABD'den sonra üçüncü sırada yer aldığı görülüyor.
Çimento üretimi, uçak yakıtlarından daha fazla karbondioksit salınımına yol açıyor ve sektörel bazda toplam küresel salımın yüzde 12'sini oluşturan tarım kaynaklı salınımın hemen arkasında yer alıyor.
Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46589916
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ :
EN KRİTİK 20 YIL
BİRLEŞMİŞ Milletler Hükümetlerarası İklim Paneli’nin (BMHİP) 8 Ekim’de açıkladığı rapora göre küresel ısınma, gelecek 20 yıl içinde, sanayi öncesi dönemin ortalama sıcaklık derecesine göre 1.5°C derecelik bir artışta durdurulamadığı taktirde iklim krizi artık geri döndürülemez bir sürece girecek.
Gezegenin ekolojik dengesi o kadar hassas bir noktada ki, küresel ısınmada 0.5 C'lik bir sıcaklık farkı, adeta yaşamla ölümü ayıran bir çizgi oluşturuyor.
Örneğin küresel sıcaklık artışı şu anki normallerin 1.5 derece fazlası ile yetinirse, böcek türlerinin %6'sı, bitki türlerinin %8'i, omurgalı hayvanların %4'ü yaşam alanlarının yarısından fazlasını kaybedecek.
Eğer sıcaklık artışı 2 C'ye ulaşırsa, yaşam alanlarının yarısını kaybedeceklerin sayısı, böcekler ve omurgalılar için %100, bitkiler için %200 artıyor.
Bunlar the Economist dergisinin araştırma raporları.
Eğer ki 2 derecelik küresel sıcaklık artışı rakamına ulaşırsak, gezegenin %8 ila %20'si arası büyüklükte yeşil alanın çölleşmesi, mercanların %99'unun yok olması, yüz milyonlarca insanın, iklim değişimine bağlı olarak yoksullaşması tahmin ediliyor..
Küresel ısınmanın kontrol altına alınamaması durumunda, çölleşmeye, deniz seviyesindeki yükselmenin tarım alanlarını ve içilebilir su kaynaklarını kirletmesi sonucunda, gıda ve su kıtlığı krizlerinin artması öngörülüyor.
Bu olasılık, kaynak savaşlarının sıklaşması, açlıktan ve savaşlardan kaçan göçmen nüfus yoğunluğunun artmasıyla, ülkeler arası siyasi dengelerin değişmesi, bozulması ve aşırı akımları güçlendirerek dünya nüfusunu etkileme riskini arttırıyor...
Peki sorumlu kim?
1950'lerden başlayarak hızlanan fosil yakıt kullanımı ve nüfus artışı olduğunu söylemek olanaklı.
Birleşmiş milletler hükümetler arası iklim paneli raporu :
Kaynak: https://www.google.com/amp/s/www.bbc.com/turkce/amp/haberler-dunya-4593898
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ :
EN KRİTİK 20 YIL
2019 Ekim Ayı, Küresel İklim Değişikliği ve Küresel Isınma Verileri
Küresel sıcaklıklar, Ekim 2019’da, 1981-2010 arasındaki ortalamanın 0.69 ° C üzerinde çıkarak, tarihin en sıcak Ekim ayı olarak yeni bir rekor kırdı.
Geçtiğimiz ay, Avrupa kıtası; kuzey ve kuzey batısındaki çoğu yer hariç, genel olarak ortalamanın üzerinde sıcaklıklarla geçirdi. Kuzey Kutbu'nun büyük çoğunluğunda sıcaklıklar ortalamanın çok üstünde iken, batı ABD ve Kanada'nın çoğu ortalamanın altında bir sıcaklıkta Ekim ayı geçirdi.
Sadece Avrupa kıtası için, son 40 yılda ortalamadan 1.1 ° C daha sıcak; 2001 ve 2006'dan sonra en sıcak 3. Ekim ayı oldu.
Yıllık, global ve Avrupa sıcaklık ortalamalarına baktığımızda ise, dünyada son 40 yılda en sıcak on iki aylık dönem, Ekim 2015 ile Eylül 2016 arasındaydı.
1981-2010 yılları ortalaması baz alındığında, 2015-2016 ve 2017-2018 yıllarından sonra en sıcak üçüncü 12 aylık periyot, ortalamanın 0.56 C üzerinde ve bu yıl gerçekleşti.
Kaynak: https://climate.copernicus.eu/surface-ai...tober-2019
Bilim insanları, 2050 yılına kadar 300 milyon insanın yaşadığı kıyıların su altına kalacağını açıkladı.
Nature Communications’ta yayınlanan makalede, yapay zeka kullanarak gerçekleştirilen modellemeye göre birçok ülke yüksek risk altında.
Bilindiği gibi son yıllarda Grönland ve Antarktika’daki buz tabakalarından 430 milyar tondan fazlası eridi ve erime hızla devam ediyor.
Yükselen deniz seviyeleri etkisini inceleyen araştırmacılar; Çin, Bangladeş, Hindistan, Endonezya ve Tayland gibi ülkelerde milyonlarca insanın evsiz kalacağını öngörüyor.
Avrupa’da ise Hollanda’nın tamamen haritadan silinme riski devam ederken; Belçika, Almanya, İngiltere ve İtalya’nın büyük kısmı sular altında kalabilir.
Türkiye’de ise İstanbul ve İzmir başta olmak üzere birçok deniz kenarı yerleşim bölgesi büyük risk grubunda.
Kaynak : https://bit.ly/2WxAcOt •
1984'ten 2016'ya Kuzey Kutbu'nun geldiği hal.
Tehlike inanılmaz boyutta.
1880-2017 YILLARI ARASI KÜRESEL SICAKLIK ANAMOLİSİ GRAFİĞİ:
Animasyon, NASA'nın Küresel Modelleme ve Asimilasyon Dairesi tarafından yapılan analizinin sonucunda, 1880 yılından bu yana her ay için dünya sıcaklık anomalilerini göstermektedir .
Özellikle 1950 yılından itibaren sanayileşme, nüfus artışı ve şehirleşmeyle birlikte, sıcaklıklarda belirgin anamoli artışı göze çarpıyor.
GISS ekibi, sıcaklık analizini, dünya genelinde yaklaşık 6.300 meteoroloji istasyonu tarafından elde edilen kamuya açık verilerden topluyor.
Çimento: Küresel ısınmanın gizli sorumlusu
Betonun en temel bileşeni olan çimento çevremizdeki pek çok yapıyı şekillendiriyor. Çimentonun doğada bıraktığı ayak izleri de çok belirgin.
İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House, dünyaya salınan toplam karbondioksitin yüzde 8'inin çimento kaynaklı olduğunu belirtiyor.
Çimento sektörünün karbondioksit salımını bir ülkenin karbondioksit salınımı olarak varsayarsak, Çin ve ABD'den sonra üçüncü sırada yer aldığı görülüyor.
Çimento üretimi, uçak yakıtlarından daha fazla karbondioksit salınımına yol açıyor ve sektörel bazda toplam küresel salımın yüzde 12'sini oluşturan tarım kaynaklı salınımın hemen arkasında yer alıyor.
Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46589916
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ :
EN KRİTİK 20 YIL
BİRLEŞMİŞ Milletler Hükümetlerarası İklim Paneli’nin (BMHİP) 8 Ekim’de açıkladığı rapora göre küresel ısınma, gelecek 20 yıl içinde, sanayi öncesi dönemin ortalama sıcaklık derecesine göre 1.5°C derecelik bir artışta durdurulamadığı taktirde iklim krizi artık geri döndürülemez bir sürece girecek.
Gezegenin ekolojik dengesi o kadar hassas bir noktada ki, küresel ısınmada 0.5 C'lik bir sıcaklık farkı, adeta yaşamla ölümü ayıran bir çizgi oluşturuyor.
Örneğin küresel sıcaklık artışı şu anki normallerin 1.5 derece fazlası ile yetinirse, böcek türlerinin %6'sı, bitki türlerinin %8'i, omurgalı hayvanların %4'ü yaşam alanlarının yarısından fazlasını kaybedecek.
Eğer sıcaklık artışı 2 C'ye ulaşırsa, yaşam alanlarının yarısını kaybedeceklerin sayısı, böcekler ve omurgalılar için %100, bitkiler için %200 artıyor.
Bunlar the Economist dergisinin araştırma raporları.
Eğer ki 2 derecelik küresel sıcaklık artışı rakamına ulaşırsak, gezegenin %8 ila %20'si arası büyüklükte yeşil alanın çölleşmesi, mercanların %99'unun yok olması, yüz milyonlarca insanın, iklim değişimine bağlı olarak yoksullaşması tahmin ediliyor..
Küresel ısınmanın kontrol altına alınamaması durumunda, çölleşmeye, deniz seviyesindeki yükselmenin tarım alanlarını ve içilebilir su kaynaklarını kirletmesi sonucunda, gıda ve su kıtlığı krizlerinin artması öngörülüyor.
Bu olasılık, kaynak savaşlarının sıklaşması, açlıktan ve savaşlardan kaçan göçmen nüfus yoğunluğunun artmasıyla, ülkeler arası siyasi dengelerin değişmesi, bozulması ve aşırı akımları güçlendirerek dünya nüfusunu etkileme riskini arttırıyor...
Peki sorumlu kim?
1950'lerden başlayarak hızlanan fosil yakıt kullanımı ve nüfus artışı olduğunu söylemek olanaklı.
Birleşmiş milletler hükümetler arası iklim paneli raporu :
Kaynak: https://www.google.com/amp/s/www.bbc.com/turkce/amp/haberler-dunya-4593898
by Ahmet Uğur Aktaş at 01-11-2019, Saat: 17:35
7 comments
Tarım ve Orman Bakanlığı geleceğe nefes adlı bir ağaçlandırma projesi başlatmış. 11 Kasım 2019'da saat 11:11'de 81 ilde 2023 noktada 3 saat içinde tam 11 milyon fidan dikimi yapılacakmış ve bu sayı ile de Guinness rekorlar kitabına da girilmesi bekleniliyor. Önemli olan rekora gitmek değil tabi faydalı birşey olması ülke adına.
https://gelecegenefes.com/
Bu siteye girip isterseniz fidan sahiplen butonuna tıklayarak ad, soyad ve e-posta girerek istediğiniz ili seçip kendi adınıza 5 tane ücretsiz fidan sahiplenebilirsiniz. İsterseniz de fidan bağışı butonuna tıklayarak fidan bağışı da yapapilirsiniz 1 fidan 10 TL olarak belirlenmiş. 81 ilde düzenlenecek törenlere de katılabilirsiniz 11 Kasım 2019 saat 11:11'de.
Bence güzel bir çalışma umarım faydalı olur. Bir nebze de olsa illerde ki ısı adalarını oluşmasını, küresel ısınma gibi etkenleri engeller.
https://gelecegenefes.com/
Bu siteye girip isterseniz fidan sahiplen butonuna tıklayarak ad, soyad ve e-posta girerek istediğiniz ili seçip kendi adınıza 5 tane ücretsiz fidan sahiplenebilirsiniz. İsterseniz de fidan bağışı butonuna tıklayarak fidan bağışı da yapapilirsiniz 1 fidan 10 TL olarak belirlenmiş. 81 ilde düzenlenecek törenlere de katılabilirsiniz 11 Kasım 2019 saat 11:11'de.
Bence güzel bir çalışma umarım faydalı olur. Bir nebze de olsa illerde ki ısı adalarını oluşmasını, küresel ısınma gibi etkenleri engeller.
by Zafer Yüce at 01-11-2019, Saat: 11:47
18 comments
Yeni bir kış sezonuna girmeden ümitleri kırmak istemem ama maalesef görünen köy klavuz istemiyor. Pozitif endeks bir yapıştı mı üzerimize ömrümüzden bir kaç kışı da alıp götürüyor.Önceki tahminlerim de zaten bu kış için çok fazla beklenti içinde olmadığımı belirtmiştim.Forumumuzun ustaları da Güveçli,pilavlı,Çatalca toplantılarında benzer öngörülerini paylaştılar.Fakat en azından bir sistem yakalarsak bu kışı karlı kapatırız şeklinde açıklamalar yaptılar.Ben çok daha büyük bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum.Öncelikle bu sene çıkmadan ümidim olmadığını belirtmiştim.Zira bu kış Kasım ve Aralıkta az biraz gayretle ölçülen en sıcak seneye doğru adım adım ilerliyordu.Kasım o gayreti feci şekilde gösterecek.Bakmayın bugünkü soğuk ve yağmura.Ayın yarısından fazlası mevsim normallerinin çok çok üzerinde devam edecek.Bu kış şu anki gidişatıyla yeni bir 2007 veya 2011 kışının ayak sesleridir. 2010 Kasım ayıyla benzer bir tablo sunmaktadır.Kısaca bu kış kar yok diyen kazanır.
Nasıl ki bu yaz aşırı sıcak dalgası görmediğimiz ve hatta serin bir temmuz geçirdiğimiz halde,ölçülen en sıcak yılı tamamlamak üzereysek,elbette ki bu kış kar yağmayacak diyemeyiz.Ancak hiç yağmama ihtimali de hiç az değil.Yani gözümde yüksek basınç etkisiyle soğuk,ayazlı bir ocak ayının ilk günleri canlanmıyor değil.2007,2009,2011 gibi bir kışın bizi beklediği çok yüksek bir ihtimal.Mevsimsel tahminler bizi soğuk tarafta gösterseydi bir 1985,hadi 2010 veya 2012 gibi bir beklentim olabilirdi.Ancak ne soğuk ne de yağışlı taraftayız.Eh Moskova değiliz ki az yağışlı bir kış beklenirken kar bekleyelim.Soğuk bize sokulacak da arada da yağışı yakalayacağız.Bu kış gerçekten işimizi çok zor görüyorum.Bu yazı biraz iddialı ve biraz erken belki ama maalesef boktan bir kışa adım adım ilerlediğimizi görüyorum.Bu kasım 2010 Kasımına çok benzer ilerliyor.Ayın ortası olacak,gündüz kısa kollu ile dolaşacaksınız neredeyse.Yağışta yok.Tabii sezon içinde anlık ne gelişir bilemeyiz ama ne yazık ki kış gelmeden kışı kapatacak hale geldik.Rezil bir sezon yaşamayız da en azından 2-3 günlük güzel bir kar yağışı görürüz diye umuyorum.Ocak ayından,özellikle 2. yarısından ümidim var ama o da Yüksek basınca heba olursa yandı gülüm keten helva!
Nasıl ki bu yaz aşırı sıcak dalgası görmediğimiz ve hatta serin bir temmuz geçirdiğimiz halde,ölçülen en sıcak yılı tamamlamak üzereysek,elbette ki bu kış kar yağmayacak diyemeyiz.Ancak hiç yağmama ihtimali de hiç az değil.Yani gözümde yüksek basınç etkisiyle soğuk,ayazlı bir ocak ayının ilk günleri canlanmıyor değil.2007,2009,2011 gibi bir kışın bizi beklediği çok yüksek bir ihtimal.Mevsimsel tahminler bizi soğuk tarafta gösterseydi bir 1985,hadi 2010 veya 2012 gibi bir beklentim olabilirdi.Ancak ne soğuk ne de yağışlı taraftayız.Eh Moskova değiliz ki az yağışlı bir kış beklenirken kar bekleyelim.Soğuk bize sokulacak da arada da yağışı yakalayacağız.Bu kış gerçekten işimizi çok zor görüyorum.Bu yazı biraz iddialı ve biraz erken belki ama maalesef boktan bir kışa adım adım ilerlediğimizi görüyorum.Bu kasım 2010 Kasımına çok benzer ilerliyor.Ayın ortası olacak,gündüz kısa kollu ile dolaşacaksınız neredeyse.Yağışta yok.Tabii sezon içinde anlık ne gelişir bilemeyiz ama ne yazık ki kış gelmeden kışı kapatacak hale geldik.Rezil bir sezon yaşamayız da en azından 2-3 günlük güzel bir kar yağışı görürüz diye umuyorum.Ocak ayından,özellikle 2. yarısından ümidim var ama o da Yüksek basınca heba olursa yandı gülüm keten helva!
by Ahmet Uğur Aktaş at 28-10-2019, Saat: 19:03
9 comments

5.Sempervirens
Yalnız ve ulu…
National Geographic’in araştırmasında en uzun ağaçlar listesinin beşinci sırasında bulunan Sempervirens (Sekoya), 112.71 metre boyunda ve 39 metre çapında.
Ağaç 1994'te keşfedildiğinde, anında dünyadaki en uzun ağaç unvanına sahip olmuştu. Redwoods, Kaliforniya’da National Geographiç tarafından keşfedilip dünyaya tanıtılan ve adını ait olduğu türden alan ağacın daha sonra ziyaretçi sayısı da epey artmış haliyle. Dünyanın dört bir yanından birçok maceracı fırsat buldukça bu ağacın kökleriyle fotoğraf çektirmek için ABD’ye gidiyor.

4.Stratosfer Devi
2000-2006 arasında dünyanın en uzun ağacıydı.
Tıpkı şimdi olduğu gibi 2000’li yılların başında da “dünyanın en uzun ağacı” konusunda birçok tartışma yapılıyordu.
Temmuz 2000'de Humboldt Redwood State’te keşfedilen Stratosfer Devi o güne kadar yapılan tartışmaları bitirmiş ve 112.34 metre yüksekliğiyle döneminin en uzun ağacı kabul edilmişti.
Ağaç daha sonra doğal olarak büyüdü ve 2010’da yapılan ölçümde 113.11 m yüksekliğe kadar geldiği keşfedildi.
Katmanlı büyük ve sekoya türüne ait bir ağaç olan Stratosfer Devi’nin etrafı da kendi türüne ait dev ağaçlarla çevrili.
2000-2006 yılları arasında altı yılı aşkın bir süre dünyanın en uzun ağacı olma unvanını elinde tutan bu dev uzun süre koruma altında tutulmak için gizlendi fakat daha sonra gerekli önlemler de alınınca konumu halka duyuruldu.

3.Icarus
Tam 113.14 metre.
Dünyadaki en uzun üçüncü ağaç olan Icarus, Chris Atkins ve Michael Taylor tarafından birkaç saatlik bir farkla Helios ile (yani dünyanın en uzun ikinciağacıyla) aynı günde keşfedildi.
ABD'deki Redwood Creek bölgesi içinde bulunan dev ağaçlardan biri olan Icarus’un yeri oldukça sık bir alanda. O yüzden ziyaret etmek pek kolay değil. Ayrıca çevresi uzunluk konusunda kendisi ile rekabet halinde olan birçok ağaç ile dolu. Adını balmumu kanatlarıyla güneşe uçan mitolojik kahraman Icarus’tan alan bu ağaç yeryüzünde güneşe en yakın birkaç bitkiden biri olarak adının hakkını sıklıkla veriyor.

2.Helios
Büyüyünce dünyanın en uzun ağacı olabilir. 114.58m
Yine biri sequoia sempervirens türü olan Helios, 2006 yılının Temmuz ayında tıpkı Icarus gibi Chris Atkins ve Michael Taylor tarafından Redwood parkında keşfedildi.
Biraz zorlukla yapılan ölçümler sonucunda 114.58 metre yüksekliğe kadar uzandığı tespit edilen Helios, dünyadaki en yüksek ikinci ağaç unvanını hala elinde tutuyor.
Ancak son ölçümler, Kuzey Kaliforniya'daki Helios'un yıllar içinde boyunun daha da uzadığını gösterdi. Böyle giderse ve hava şartları ya da diğer iklim şartlarında bir problem olmazsa (ve tabii başka bir uzun ağaç keşfedilmezse) bundan 15 yıl sonra Helios dünyanın en uzun ağacı unvanını Hyperion’un elinden alabilir.
1.Hyperion

Dünyanın en uzun ağacı da tıpkı diğer devler gibi Kuzey Kaliforniya'da bulunuyor.
Yapılan son araştırma ve tespitler sonucunda dünyanın bilinen en uzun ağacı olan Hyperion tam 115.61 metrelik bir uzunluğa sahip. Sequoia sempervirens türüne ait bu ağaç Ağustos 2006’da keşfedilip ölçümlenmiş.
BBC belgesellerinden fotoğraf sanatçılarına birçok insanın belgelediği Hyperion, Redwood Parkı’nın en gözde sakini diyebiliriz. Fakat Hyperion’un bir talihsizliği de var. Ağacın kimi özellikleri ve bugüne kadar aldığı hasar onun daha fazla büyümesini engelliyor. Bu sebeple 118 metreye kadar ulaşabilecek olan boyu artık sabit kalmış durumda ve Hyperion’un “dünyanın en uzun ağacı” unvanını çok uzun yıllar elinde tutamayacağı söyleniyor.
İnternette görünce sizlerle de paylaşmak istedim. Dikkatimi çeken şey hepsi Amerika'da.
Hoşgeldin, Ziyaretçi
|
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız. |
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
|
Toplam Üyeler: 5,408 Son Üye: mvptkfjb Toplam Konular: 352 Toplam Yorumlar: 79,517 |
Kimler Çevrimiçi
|
Toplam: 2278 kullanıcı aktif 0 Kayıtlı » 2278 Ziyaretçi |
Son Aktiviteler
|
İSTANBUL HAVA TAHMİNİ VE ...
Last
by Ümitt 27,250 Replies |
|
Türkiye Çölleşiyor! Süper...
Last
by Ümitt 14 Replies |
|
KARTEPE HAVA VE KAR TAHMİ...
Last
by atsizat 17 Replies |
|
Ege Bölgesi Hava Tahmini
Last
by Ümitt 615 Replies |
|
ULUDAĞ HAVA VE KAR TAHMİN...
Last
by Ümitt 85 Replies |
|
İSTANBUL'UN MEŞHUR MART 1...
Last
by Yalçın Kaya (Mrsnowizma) 208 Replies |
|
Trakya Hava Tahmini
Last
by Yalçın Kaya (Mrsnowizma) 195 Replies |
|
Meteoroloji neden kendisi...
Last
by atsizat 32 Replies |
|
Marmara Bölgesi Hava Tahm...
Last
by snowsnow 222 Replies |
|
[GENEL SOHBET] - FORUM CA...
Last
by atsizat 1,897 Replies |

